NAMUS CİNAYETLERİ

firearm-409252_1280

İnsanlar,çağlar boyunca toplumu iyi ve doğru olana yöneltecek yazılı veya yazısız birtakım kurallar geliştirmiş ve bu kurallara göre yaşamları şekillenmiştir. Farklı kültürlerin farklı alışkanlıkları, bakış açıları ya da ihtiyaçları olduğu gibi, bu farklılıklar oluşturdukları kurallara da yansımıştır. Yine de dünya geneli ele alındığında, hemen hemen tüm toplumsal düzenlemelerde çoğunluklu olarak “ataerkil” bir baskı vardır.

Namus kavramı, ortaya çıkışı açısından bakıldığında aslında bugünkü anlamıyla değil, “güvenilir ,işini düzgün yapan , yalan söylemeyen, adaletli olan gibi” anlamlarıyla kullanılmaktaydı. Bugün de hala örneğin dolandırıcılık yapan bir kimse için “namussuz” denilebilir fakat evlenmeden önce bir erkekle cinsel birliktelik yaşayan bir kadına söylenen ” namussuz” dan biraz daha farklı olarak…

Pek çok toplumda bir kadının namusunu korumak, eşinin,abisinin,babasının, ailedeki diğer erkeklerin, ailedeki erkekler bu sorumluluğu taşımıyorsa sülaledeki diğer erkeklerin, en son da kadınların ve bizzat kadının kendisinin görevi sayılmaktadır. Kadının cinselliği üzerinde hakimiyeti olmayan bir erkek, erkek bile sayılmaz. Bu durum erkeklerin omzuna büyük bir sorumluluk yüklüyor. (Hatta kız çocuklarının erken yaşlarda evlendirilmelerinin temel nedenlerinden biri de “başımıza bela olmadan evlendirelim” düşüncesiyle bu sorumluluktan kurtulmaktır.)
Birleşmiş Milletler raporuna göre her yıl ortalama 5 bin kişi aile içi namus cinayetlerinde hayatını kaybediyor. Cinayete kurban gidenlerin büyük bir bölümünü kadınlar ve genç kızlar oluşturuyor. Öte yandan, namus cinayetlerine kurban giden erkekler de pastanın yaklaşık %40 ını oluşturuyor. Rapora göre, aile içi cinayet en fazla Müslümanlar arasında işleniyor. Cinayetlerin işleniş sebepleri arasında en çok “ailenin adını lekeleyecek davranışlar sergilemek” gösteriliyor. Burada şaşırtıcı olan, namus cinayetlerinin bakıldığı zaman kadınlar yüzünden işleniyor olması durumu varken, erkekler de bu işten zarar görebiliyor. Öldürülen erkekler genellikle “namusu kirlenen kadının” erkek arkadaşı ya da olayla hiç alakası olmayan fakat dedikoduların hedefinden kaçamamış erkekler.

Her ne kadar cinayeti tek bir kişi işlemiş gözükse de, aslında namus cinayetlerinin arkasında bir ailenin ya da bir çevrenin kararı rol oynar. Genelde iki tip senaryo karşımıza çıkar;
-Aile büyükleri olaya daha merhametli yaklaşır ancak ailenin kanı kaynayan genç delikanlıları bu namusu temizleme kararı alır,(ki bu daha yaygın olarak görülmektedir), ya da
-Ailenin genç ve daha çağdaş görüşlü olan gençleri, büyüklerinin verdiği kararla bu cinayeti işler ve gençliğini yakar. Her iki durumda da aile aslında en az 2 kayıp vermiştir, mezarda bir kız evlat ve hapiste bir erkek evlat.

Namus demenin itibar ve şeref kelimeleri ile aynı anlamı taşıdığı toplumlarda, namus cinayeti işleyen birinin itibarı da o toplum nazarında artar. Namusunu, şerefini korumak için cinayet işleyen biri katil değil, kader mahkumudur. Bu zihniyet ne yazık ki devletin karakollarında jandarmalarında görevli olan polis ve kolluk kuvvetlerinde bile görülebilmektedir. Kader mahkumunun sırtı sıvazlanarak ifadesi alınır ve cezaevine gönderilir. Bu itibarlaştırma, cezaevinde de devam eder.” Namusunu temizlemek için mahpusa düşen adam” , burada da bir saygı görür ve hayattaki itibarı artar.

Bu noktada , cezai yaptırımların artırılmasının faydalı olacağını düşünenler kadar, bir etkisi olmayacağını savunanlar da vardır. Çünkü ceza kaç yıl olursa olsun, dışarıda itibarsız yaşamaktansa içeride itibarlı yaşamayı tercih ederler. Nitekim Türk Ceza Kanunu’nun 2005 yılı değişikliğinde kasten adam öldürmeye “ağırlaştırılmış müebbett hapis cezası” getiren suçun nitelikli halleri arasına “töre saikiyle” ifadesi eklenerek, bu cinayetlere en ağır cezanın getirilmesi sağlanmıştır.
Namus cinayetleri genelde ülkenin doğu illerinde daha çok yaşanıyor gibi düşünülse de, aslında tüm Türkiye’de yaşanabiliyor. Töre ve namus cinayetlerini bölgelere göre yüzdelere ayırdığımızda en fazla yaşanan bölgenin %28 ile Marmara Bölgesi olduğunu görüyoruz. Onu %20 ile Ege ve İç Anadolu , % 12 ile Güneydoğu Anadolu, % 8 ile Doğu Anadolu ve % 6 ile Akdeniz ve Karadeniz takip ediyor. Yurdun batı kesimlerinde yaşanan çoğu cinayet de doğu illerimizde yaşayan ailelere mensup kişilerin işlediği cinayetler olsa da, görüldüğü gibi bu sorun aslında tüm ülkeyi ilgilendiren çok ciddi bir sorun.

Cezai yaptırımların artırılmış olması ,” namusunu temizlemeyi” kafasına koyan bir kişi ya da aile için çok caydırıcı olamamaktadır ne yazık ki. Burada aslında çok büyük bir görev din adamlarına düşüyor. Katillerin büyük çoğunluğu dindar kişiler ve namus cinayetinin dini açıdan da onlara verilen bir görev olduğunu düşünenlerin sayısı bir hayli fazla. Din adamları bu konuya ele almak ve bu gibi algıların olduğu çevrelerde doğruları öğretmek için kolları sıvamak zorundadır. Ramazanda oruç bozan hallerin her yıl yeniden tartışılması yerine, namus cinayetlerinin sıkça yaşandığı bölgelerde bilinçlendirme çalışmaları yürütülebilir.

Son olarak medyanın namus cinayetleri ile ilgili haberleri kamuoyuna sunarken kullandığı dil çok önemlidir. Özellikle yerel medyanın töre ve namus cinayetleriyle ilgili haberlerin sunumunda halka doğru olanı göstermeye çalışan, işlenen cinayeti kınayan bir tutum sergilemesi gerekir. Yerel medyanın bile cinayete itibar kazandırıcı bir rol oyanayabileceği hususuna dikkat edilmelidir.
Yerel ve ulusal medya bu hassas konuda gerekli tavrı göstermelidir. Kamu görevlileri cinsiyet eşitliği ve kişilik hakları hakkında eğitilmelidir. Okullarda gösterilen müfredatlar, cinsiyet eşitliğine daha duyarlı hale getirilmelidir.. Ayrıca STK’lara da bu olaylar karşısında önemli görevler düşüyor. Din görevlileri, cemaat liderleri ve topluma liderlik eden kişilerle ( Özellikle küçük yerleşim yerlerinde sözü dinlenen kimseler) birlikte çalışılmalı, toplum insanlık hakları ve cinsiyet eşitliği, itibar,dini bilgiler töre gibi kavramlar konusunda doğru eğitilmelidir.

Namus bir kadının cinselliği, bir erkeğin de kadının cinselliğini koruyarak kazandığı itibarı değildir. Namus dürüst olmak, adaletli olmak, hilesiz iş yapmak, hak yememek, her zaman adil davranmaktır. Bir kadının ne zaman kiminle ya da kimlerle cinsel birliktelik yaşayacağına ya da arkadaşlık edeceğine sadece o kadın karar verebilir. Bu kararları kimse sorgulayamaz, yaptıkları için kimse bir kadını yargıyalamaz. Yanlış yaptığına hüküm verip, ölümüne karar veremez.
Namus cinayetine kurban gidenlerin katilleri sadece cezaevinde yatanlar değil, bu cinayete karar veren aile ve bu cinayete destek veren/sessiz kalan toplumdur.

Yorum yazın